Ekolojik mimari
Yapılar inşa edildikleri ekosistemin bir parçasıdır. Özenle tasarlanırlarsa, “yer”in doğası ile uyum içinde olabilir ve yaşam döngülerini yeniden yaratabilirler. Doğayla uyumlu, ekolojik mimarlık, yaşayan kültürler barındırır ve dünyada bulunduğumuz yerle bağlantı kurmamızın bir yolu olur.
Sabit, yapılmış ve bitmiş bir kutu değil, inşaatın tamamlandığı gün yaşamın girdiği ve şekillendirebildiği, doğa ve insan eli değdikçe yeni nişler, yeni mikro alanlar yaratabilen, olgunlaşan ve zenginleşen bir başlangıç olarak düşünülmelidir bina.
Doluluğun boşlukla, açık alanın kapalı alanla, özelin kamusalla, içeridekinin dışarıdaki ile dengeli ve kademeli uyumu, dansıdır mimarlık. Kopuk kutucuklar değil, birimler, bireyler, mekânlar arası bağlantıların kurgusudur. Sürekli bir akış halinin, dönüşümün, bir eliyle alırken diğer eliyle veriyor olmanın, doğal ekosistemlerdeki işleyişin insan yapımı düzenlere yansımasıdır.
Bu dünya görüşü çerçevesinde ekolojik mimarlık adına sistem/arazi/binada arayacağımız somut yaklaşımlardan bazıları:
-
En az çaba ile en etkin sonuç oluşmalı
-
Çoklu işlevleri olmalı; Her eleman birden çok işleve hizmet edebilmeli ve kritik her işlev birden çok yolla desteklenmeli,
-
Enerjilerin (su, gıda, enerji, malzeme) akışı tam bir döngü içinde olmalı. Döngü hiçbir noktada kırılmamalı
-
Her anlamda uyumlu ve dengeli bir çeşitlilik olmalı,
-
Her bileşenden en yüksek verim elde edilmeli,
-
Yerine, kaynaklara ve beklentilere “uygun teknoloji” (appropriate technoogy) yapılmalı.